29 Aralık 2013 Pazar

MİT'in kara kutusu açıkladı: Fethullah Gülen'in okullarında CIA ajanları çalışıyor.

MİT'in kara kutusu açıkladı: Fethullah Gülen'in okullarında CIA ajanları çalışıyor.
MİT'in kara kutusu açıkladı: Fethullah Gülen'in okullarında CIA ajanları çalışıyor.


Anılarını “İhtilallerin ve Anarşinin Yakın Tanığı” adıyla kitap halinde yayımlayan Osman Nuri GündeşAğca’nın uyarıya rağmen kaçırıldığını, Gülen okullarında CIA ajanlarının öğretmen olarak görev yaptığını, Abdullah Öcalan’ın İtalya’dan itibaren MİT’in kontrolünde olduğunu, ASALA ile savaşacak elemanlar için Çankaya Köşkü’nün altında atış poligonu oluşturulduğunu yazdı…

Önemli ipuçları taşıyor

Fethullah Gülen, İslam'ı İslam'la yıkmak projesinin neresinde?

cia, cia ajanı fethullah gülen, dinler arası diyalog, Fethullah Gülen, gerçek yüzü, gurbet içinde gurbet, ismail müftüoğlu, Kadir Mısıroğlu, misyonerlik,
Fethullah Gülen, İslam'ı İslam'la yıkmak projesinin neresinde

Adalet eski bakanı İsmail Müftüoğlu'na Fethullah Gülen'in duvar ilanlarıyla arandığı hengamda O'nun adamlarından birileri gelerek:

"- Siz eski bakansınız!... Izmir Devlet Güvenlik Mahkemesi bizim hocamız için yakalama kararı çıkarmış, fotoğrafı aranan bir cani gibi duvarlara asılmış. Lütfen Izmir'e kadar gidip de bu meseleyi halletseniz olmaz mı?" ricasında bulunmuşlar.

O da bu maksatla Izmir'e gitmiş. Başsavcıyı ziyaret etmiş. Odasına albay rütbesinde bir misafir bulunduğundan meseleyi açmayıp havadan sudan konuşarak albayın çıkıp gitmesini beklemiş. Fakat vakit ilerlediği halde o, bir türlü kalkıp gitmiyormuş. Bundan dolayı istemeye istemeye meramını açıklayınca. O albay söze karışarak: 


Devamını sadece abonelerimiz okuyabilirler. Abone iseniz devamını okumak için buraya tıklayınız. Abone olmak için buraya tıklayınız.

27 Aralık 2013 Cuma

"Artistlere taş çıkartan emekli vaiz"

Fethullah Gülen
Fethullah Gülen


Zaman Gazetesi Yazarı Ali Bulaç'ın Fethullah Gülen hakkında yazdıkları ortalığı karıştıracak.

Zaman Gazetesi Yazarı Ali Bulaç'ın bundan 22 yıl önce Vahdet dergisinde 11 Şubat 1991 tarihinde Fethullah Gülen için "Artistlere taş çıkartan emekli vaiz" yazdığı ortaya çıktı.

İşte Bulaç'ın şok ifadeleri:

***

Ağlayan ve Ağlatan Hoca

İşte Gülen cemaatinin emniyet imamı | İlk kez görüntülendi

İşte Gülen cemaatinin emniyet imamı | İlk kez görüntülendi
İşte Gülen cemaatinin emniyet imamı | İlk kez görüntülendi


SABAH, bugüne kadar adı ve Cemaat'in polis imamı olduğu dışında hakkında hemen hiçbir şey bilinmeyen Osman Hilmi Özdil'i ilk kez görüntüledi 'Kozanlı Ömer' lakabıyla bilinen ve Cemaat'in Emniyet yapılanmasının gizli lideri olan Osman Hilmi Özdil'in görünürdeki mesleği sigortacılık

24 Aralık 2013 Salı

Bunların hiçbirisi hesap veremeyecek!

Önce videoyu izleyip sonra altındaki açıklamaları okuyunuz!






Kendilerini "hoca", "alim", "Bediüzzaman talebesi" diye meşhur etmişler...

On binlerce, belki de yüz binlerce insanın veballerini yüklenmişler...

Ne doğru düzgün İslam'ı biliyorlar...
Ne doğru düzgün "Bediüzzaman" bildikleri sahtekarı tanıyorlar.
Ne doğru düzgün yaşadıkları devrin küfründen, ehl-i küfrün oyunlarından/hilelerinden haberleri var...
Devrin gidişatından bî-haberler...
Ellerine bir kaç risale parçası verilmiş, alıp bunu Kur'an'ın bile önüne koymuşlar...
Milyonlarca insanın imanları "Diyalog" diye, "Medeniyetler ittifakı" diye, "Hoş görü" diye çalınmaya devam ediyor ama onlardan çıt çıkmıyor...
"Risale-i Nur sadeleştirilemez" diye ortalığı yıkıyorlar ama "Müslümanların imanları hile ve oyunlarla çalınamaz. Dinler arası diyalog olmaz. Gayri müslim mü'min olmaz. Müslüman isevi olmaz. Ey Fethullah Hoca! Kendine gel. Biz buradayız" diyemiyorlar.

23 Aralık 2013 Pazartesi

İHANET


fethullah gülen ihanet abraham foxman adl tayyip erdoğan


Ailemde, akrabalarımda, komşularımda, mahallemde, lise hayatımda, üniversite hayatımda, iş çevremde, müşterilerimde ve nihayet şu sanal alemdeki çevremde ismi "Mesih" olan bir tanıdığım olmadı ama bunca taktiklerle Misyonerlik yapan Fethullah Gülen'in dokuz kardeşinden birinin adı "Mesih"...

Bir de yıllardır kulağıma deyip durur "Fethullah'ın kimlikteki kaydında İsminin önünde bir şey yoktur ama o her yerde adını "M. Fethullah Gülen" diye yazar. Buradaki "M." Mehmet değildir. "Mesih" manasına kullanır." şeklindeki iddia...

Şimdi bu "Mesih" neye vurgu yapıyor? Yahudilerin beklediği Meşiah'a mı? Hıristiyanların beklediği İsa Mesih'e mi?

Gülen'in, Papaya yazdığı mektubunun başında "Papalık konseyi misyonunun bir parçası olarak buradayız." deyip, mektubunun sonunda da "Rabb'in aciz kulu M. Fethullah Gülen" dediğini biliyoruz. Hıristiyan ilahiyatında "Rabb" denilince "Tanrı'nın oğlu yani oğul Tanrı: İsa" nın anlaşılıdığını da... Mesih deyince akla İsa'nın geldiğini de...

22 Aralık 2013 Pazar

Devletin gizli belgelerinde Gülen Cemaati "Silahsız Terör Örgütü" olarak geçmiş.

Devletin gizli belgelerinde Gülen Cemaati "Silahsız Terör Örgütü" olarak geçmiş.
Devletin gizli belgelerinde Gülen Cemaati "Silahsız Terör Örgütü" olarak geçmiş.

İşte cemaate "terör örgütü" denilen gizli devlet belgesi


Başbakan Erdoğan dün Ordu'da yaptığı konuşmalarda cemaat hakkında isim vermeden "örgüt" tanımını kullandı. Erdoğan devlet içerisinde örgütlü bu yapıya operasyon yapacaklarını söyledi.
Peki Gülen Cemaati daha önce nasıl örgüt olarak tanımlanmıştı?
Örgüt şeması nasıl ortaya konmuştu?

16 Aralık 2013 Pazartesi

Sezen Aksu'nun babası, Fethullah Gülen'in hocası

Sezen Aksu'nun babası, Fethullah Gülen'in hocası
Sezen Aksu'nun babası, Fethullah Gülen'in hocası

Haklarında Kripto Yahudi oldukları iddiaları bulunan bu aileninFethullah Gülen hareketinin "okullaşma"sında etkili olduğunu görmek, akla çok kötü soru işaretleri getiriyor. Üstelik bu"okullaşma"nın yurt dışına açıldığı ilk dönemlerde Katolik misyonerler olan Cizvitler tarafından yardım gördüğünü, çeşitli ülkelerde Fethullahçı kadroların ellerinden Cizvitlerin tutuğunu ve de Gülen'in ABD'de ikamet etmesini CIA ajanı dostlarının sağladığını, oturduğu villanın bile Misyonerlerin yaz kampı olduğunu da göz önünde bulundurursak, hafiften bir mide bulantısı başlıyor. Kim bu eğitimin Yaman Dede'si? Gülen'cilerin kendi yayın organları olan Aksiyon'dan yorumsuz alıntılıyoruz. Siz okudukça, satır aralarını da okuyabileceksiniz...

Eğitimin 'Yaman Dede'si


17 Aralık 2007 / BEHRAM KILIÇ / AKSİYON


Yamanlar’ın ilk müdürü, 80 yaşındaki Sami Yıldırım, 59 yıl önce başladığı eğitimcilik maratonunu sürdürüyor. Görev yaptığı bu kurumlardaki öğretmenlerin farkını ise “Hepsi mefkûre insanı” diye özetliyor.

Eğer, sabah arabasını görmüşseniz saat mutlaka 8’e çeyrek vardır. Eğer yemekhanedeyse saat kesinlikle 12.00’dir. Kantindeyse saat 12.33’tür. Eğer koridorlarda dolaşıyorsa saat 12.55’tir. Öğleden sonra arabasına binerse saatinize bakın, kesinlikle 17.05’i gösteriyordur. O, saatin akrep ve yelkovanıdır adeta. Günün her anını aynı titizlik ve istikrar ile değerlendiren birisidir. Şaşmaz prensipleri vardır. Bir lokmayı 28 kez çiğner mesela. Kararlıdır da. Ama onu asıl farklı kılan 59 yıldır eğitime adanmış bir ömrün sahibi olmasıdır. 15 Kasım 1982’de kurulan Yamanlar Eğitim Kurumları’nın da ilk müdürüdür aynı zamanda. 80 yaşındaki Sami Yıldırım’ın bir başka ayrıcalığı da sanatçı Sezen Aksu’nun babası olmaktır.

Yamanlar Eğitim Kurumları, kuruluşunun ardından çeyrek asrı geride bıraktı geçtiğimiz günlerde. Uluslararası arenada Türkiye’nin gözbebeği olan bu liseden kimler geldi kimler geçti… Nice öğrenci nice öğretmen dünyanın dört bir yanına yayıldı bu liseden. Ama lisenin kuruluşundan bugüne değişmeyen tek bir kişi vardı: O da ilk gün müdür olarak kapıdan içeri giren ve bugün hâlâ danışman sıfatıyla burada hizmetlerine devam eden Sami Yıldırım.

Sami hoca 1927 yılında Rize’nin Pazar ilçesinde dünyaya gelir. Babası adliyede memur, annesi ise ev hanımıdır. İlk ve ortaokulu burada okur. Daha sonra yatılı kaldığı Erzurum’da Muhallim Mektebi’ni bitirir. 1946 senesinde İstanbul Eğitim Enstitüsü’nden mezun olur. Öğretmenlikteki ilk görev yeri Trabzon’un Beşikdüzü ilçesidir. Araya askerlik girer. İstanbul-Alemdağ’da yedek subay elbiseleri içindedir. Askerliğinin hemen ardından yolu Denizli’nin Sarayköy ilçesine düşer. Artık ortaokul müdürüdür. Burada tanıştığı Manisa-Alaşehirli fen bilgisi öğretmeni Şehriban Hanım’la dünya evine girer 1953’te. Bu evliliğinden Nihat ve Fatma Sezen dünyaya gelir. Birkaç okul değişikliğinin ardından 1958 yılında İzmir’e tayini çıkar Sami Bey’in. Üçkuyular’daki İnönü Lisesi’nde 2 buçuk sene çalışır. Ardından İzmir İl Milli Eğitim Müdürü muavinidir. Bu görevinde 12 yıl kalır. Bir yıl da il milli eğitim müdür vekilliği yapar. 1979’da, yani 28 yıl önce emekliye ayrılır.

Yamanlar’ın ilk müdürü olması ise milli eğitimde beraber çalıştığı bir dostu vesilesiyle gerçekleşir: “Bir gün beni aradı. ‘Hocam, böyle böyle bir okul açılacak. Oraya müdür arıyorlar. Ben de sizi önerdim’ dedi. ‘Yahu ben bundan sonra tekrar milli eğitime bulaşmak istemiyorum, ben halimden memnunum’ dediysem de dinletemedim. ‘Ben de o zaman içişleri bakanı ile bir konuşayım’ dedim.”

Gizli Yahudilerin her yere koydukları
yedi kollu şamdan (menora)
bu logoda da mevcut.
Sami Bey’in ‘içişleri bakanı’ dediği, eşidir tabii ki. Şehriban Hanım ‘sen çalışmayı seviyorsun’ diyerek onay verince Bozyaka’da 15 Kasım 1982 tarihinde eğitim hayatına atılan Yamanlar’ın ilk müdürü olur. Bu arada müdürlük için tek bir şartı vardır. O da her kafadan bir ses çıkmasındır. “Benim sizden istediğim tek bir şey var dedim. Ben eğitim, öğretim, yönetim ile ilgili bir şeyi yapmak istediğim zaman, yok hocam öyle olmasın da böyle olsun, diyecekseniz ben bu işe hiç girmeyeyim. Hocam olur mu öyle şey dediler. Yanlış anlamayın, ben despot bir insan değilim. İstişareye büyük önem veririm. Ama herkes müdahale ederse de hizmet veremeyiz”




MUSTAFA KEMAL, İLK ÖĞRENCİ…

1 Aralık 2013 Pazar

Diyalog diye diye DİNDEN ÇIKTILAR. F Tipi Kilise | Sonunda bunu da yaptılar. (Video)



  ŞOK EDİCİ BİR VİDEO...

F TİPİ BİR KİLİSE VE İÇİNDE, ELLERİNDE BOZULMUŞ İNCİL İLE F TİPİ CEMAAT MENSUPLARI...

Diyalog diye diye DİNDEN ÇIKTILAR. Hiç sıkıntı etmeden, maharetmiş gibi, yüksek ahlâk ve yüksek bir asâletmiş gibi kilisede ayin yaptılar. Hâşâ sanki peygamberden de daha merhametli ve daha hümanist/insancıl oldular.

Bu işin sonunun böyle olacağı belliydi. Burada da durmayacaklar ve EŞDİNSELLİK akımını yayacaklar. "Senin dinin de hak. Sen git kilisede putlara tap, bozulmuş İncil'i oku. Her haltı et ama sonra endişe etme cennete sen de gireceksin." diyorlar. Kilisedeki bu hareketleri/ayinleri ile de bu iddialarını eyleme dönüştürmüş ve desteklemiş oldular.

22 Kasım 2013 Cuma

Gençler! Hangi Fethullah Gülen'in gerçek olduğunu biliyor musunuz?

Gençler! Hangi Fehullah Gülen'in gerçek olduğunu biliyor musunuz?
Gençler! Hangi Fehullah Gülen'in gerçek olduğunu biliyor musunuz?



BENİM SÖZLERİM GENÇLERE

Benim sözlerim gençlere, genç yüreklere...
Kaşarlanmış Cemaat'cilere sözüm yok. Dönmezler, dönemezler. Artık menfaatleri öylesine iç içe girmişki o gürûhun, dönmek isteseler de âmiyane tabirle "yemez, sıkar" dönemezler. 


Çünkü onların kalpleri ile kalıpları arasında dünya var. Makam var, mevki var, para var, hırs var tamaa var... Ne acı ki onlar hakikatten fersah fersah uzaklar. Sözüm onlara değil, siz gençlere...

Fetulahçılığı bir dava, bir hizmet hatta bir "nurculuk" sanıp gönülden kendini kaptıran siz gençlere. Henüz dimağlarınız tam kirlenmeden, henüz kalpleriniz tam kararmadan, sizin de Rabbinizle aranıza dünya girmeden gelin şu sözlere kulak verin.

Evet, "Fetullah" ve "Fetullahçılık" bizim gündemimize bu gün girmiş değil; biz, 2000'li nesillerin bildiğinden fazla sayıda Fetulah tanıdık. Daha en başından onun bu millete nasıl servis edildiğini gördük bildik elhamdülillah.

Gençler, Fetullah ve fetullahçılık devir devir farklıdır.. 
Yardımcı olayım anlamanıza: 

1970-1985 li yıllar arasındaki "Sünni ve Osmanlıcı" Fetullah.

1985-1995 li yıllar arası "Alevi" Fetullah. Alevilerden kız alınır verilir, cem evlerine zekat verilir diye fetvalar veren, İzzettin Doğan'ın kankası Fetulah.

1995-2000 "Solcu" fetulah. Ecevit'i destekleyen, onu cennete koyan, onun için ağlayan, ayılan bayılan "Şefaatçi" Fetulah.

21 Kasım 2013 Perşembe

Fethullah Gülen akıl hastahanesinde yattı mı? Beş parasız gezerken ona MİT mi sahip çıktı? Vaaz ederken Kur'an'ı fırlatıp yerlere attı mı?

fethullah gülen, mit, akıl hastası, gerçek yüzü, kadir mısıroğlu, tahrif hareketleri
fethullah gülen, mit, akıl hastası, gerçek yüzü, kadir mısıroğlu, tahrif hareketleri



Hilmi TÜRKMEN bana demişti ki:

‘’- Kadir Bey, sen Fethullah GÜLEN’i bir de benden dinlemelisin. Ben o’nu çok iyi tanırım kendisi vaktiyle İskenderun’da askerlik yaparken ben de orada vaizdim. Bir gün benim de bulunduğun camide vaaza çıktı ve oradaki millete Kuran’ı Kerim’in kıymetini bilemedikleri yolundan nasihatte bulunurken o mukaddes kitabı, ‘’Siz işte böyle yaptınız!..’’ diyerek kürsüden atmış ve cemaat arasında büyük bir galeyan husule gelmişti. Milleti güçlükle yatıştırdım Fethullah’ı alıp evime götürdüm teselli ettim.

Aradan yıllar geçti ben Manisa da kurs müdürü idim. Zan ediyorum 1965 veya 1966 yılları idi. Bu gayet perişan bir vaziyette bana geldi. İstanbul’daki arkadaşlarının kendisini beş parasız sokağa attıklarını ve bundan dolayı da gayet sıkıntılı bir durum da olduğunu söyleyerek benden iş istedi.

İskenderun'da ki vak'a dolayısı ile ihtiyatlı davrandım. Müftüye müracaatla o sırada izinli olan bir vaizin yerine O’nu vazifelendirmesini teminle bir deneme yapmak istedim.Bir gün vaaz ederken kürsüde düşüp bayıldı.Kendisini hastaneye kaldırdık. Doktorlar depresyon geçirdiğini söyleyerek; O’nu Manisa daki Akıl hastanesine sevk ettiler. Burada bir iki ay yattıktan sonra çıktı. Yine iş istedi. Kendisine Manisa’nın küçük bir yer olduğunu, akıl hastanesinde yatmış olmasının şuyu bulduğunu orada vazife yaparsa adının ‘’deli hoca’’ya çıkacağını, kendisine civar illerden birinde iş bulmasının daha doğru olacağını söyledim.

O zaman İzmir de Kestane Pazarın’daki Kur’an’ı kerim Kursunun idarecilerini tanıyordum.O’nu çocuk okutmak üzere oraya yerleştirdim. Beş on gün sonra halini-hatırını sormak için oraya uğradığımda, baş başa bir kimse ile fiskos ettiğine rast geldim. Konuştuğu adam, beni görünce yaydan çıkmış bir ok gibi fırlayıp kaçtı. Kendisine:
‘’- Bu Kimdir?’’ diye sorduğum da:
‘’- Bir talebe velisi!..’’ diye cevap verdi.

Bu söz doğru değildi. Tahkikatım da onu göstermiştir. Bu adam, böyle bir karşılaşmadan beş-altı ay evvel bana gelmiş ve MİT’çi hüviyetini gösterdikten sonra, benimle açıkça bir meseleyi konuşmak istediğini söylemişti. Söylediği söz şuydu:

‘’- Bizim teşkilat (MİT’i kasdediyor), Müslümanların M. Kemal Paşa’ya menfi bir tavır almasından rahatsızdır. İstiyoruzki bu münafereti giderelim. Sen, en büyük dini cemaatlerden biri olan Süleymancı Cemaati içinde söz sahibi bir kimsesin. Sizin cemaatte M. Kemal paşa hakkında ‘’Deccal’’ ithamında bulunulmakta ve ağza alınmayacak sözler söylenmektedir. Sen bunu düzeltebilirsin. Bunu yaptığın takdirde bizden ne istersen iste, seni Diyanet İşleri Başkanı yapalım!.., ilh..’’


Devamını sadece abonelerimiz okuyabilirler. Abone iseniz devamını okumak için buraya tıklayınız. Abone olmak için buraya tıklayınız.

Hizmete bak, hizaya gel! "Namaz kılmakta zorlananlar Hıristiyan olsunlar."

Namaz kılmakta zorlananlar Hıristiyan olsunlar."


Bir müddet içinde, bu yazdığım kısa notu paylaşacağımı belirtmiştim. Belki sesimi buradan duyurabilirim.

Vehbi Vakkasoğlu'na...

Kıymetli hocam! Mesaj kutunuz açık olmadığı için buradan yazıyorum size. Sizi hakikaten sever ve sayarım.


Uzun yıllardır da sizi takip eder, tanırım. Bu sebeple bana kulak vereceğinize itimadım var.
Gördüğüm yaşadığım onlarcasından sadece bir tanesini burada zikretmek istiyorum ve lütfen yorumunuzu bekliyorum. Çünkü biz sizleri daha farklı tanıdık lakin şimdilerde daha daha farklı intibalar uyandırmaktasınız bizde...

Kısaca anlatacağım hadise şöyleki:
Güney Afrika'dayım ve bir gün orada Fethullah Hoca efendi grubunun yaptırdığı camiye gittim. Hem cumayı orada eda edelim hem de arkadaşlarla selamlaşırız dedim. Camiyi yaptıran yaşlı aksakallı beyefendi ile beraber namazdan sonra caminin yemekhanesine indik. O şehirdeki kolejin öğretmenleri de oradaydı. Uzunca bir masada 10-12 kişi kadardık. Caminin banisi ile yan yana oturduk. Tam karşıma da 70 li yaşlarda Rizeli bir amca oturdu. İstisnasız herkesin hürmet ettiği bi amcaydı. Yenice Amerika'dan gelmiş. Hoca efendiyle sohbet etmiş. Selamını getirdiğini söyledi. Cemaatin ileri gelen muhterem bir amca imiş. Masadaki doğal hiyerarşi gereği o konuşuyor bir büyük olarak herkes ona soruyor oda cevaplıyordu. Öğretmenlerden birisi yeni nesilde namaza karşı gevşeklik gösterenler olduğunda onları namaza nasıl teşvik edelim diye bir soru yöneltti bu amcaya... Ben de az çok serde hocalık var merak ettim bu mühim suale nasıl bir cevap gelecek diye...

Amca kendinden gayet emin bir şekilde şöyle dedi:
"Bakın hocalar, bu sorunun cevabını Türkiye'de verseydim Türkiye'deki ahmaklar anlayamazdı ama sizin için bir şans ki Hristiyan bir ülkedesiniz. Böyle gençleri gereksiz yere namaza özendirmeye çalışmayın. Onları Hristiyan olmaya yönlendirin. Bu bir kolaylıktır. Çünkü Hristiyanlıkta namaz yok. Bari Hristiyan olsunlar ki namaz borcuyla ahirete gitmesinler..."

"Elhamdülillah Hıristiyanız!" - Fethullah Gülen cemaatinin hizmetleri(!) ve Türkçe Olimpiyatları

Fethullah Gülen cemaatinin hizmetleri(!) ve Türkçe Olimpiyatları
Fethullah Gülen cemaatinin hizmetleri(!) ve Türkçe Olimpiyatları
Bir gün uçaktayız. İstikamet Dubai ve Güney Afrika. Hemen önümüzdeki koltuklara dört siyahi çocuk oturdu. Üçü 14-15 yaşlarında, biri 17-18 yaşlarında, biraz daha büyükçe... Aralarında bir kaç defa Türkçe konuştular. Sanki bizlere duyurmak istercesine. Serde eğitimcilik var ya, uçak biraz yol aldıktan sonra kalktım çocuklarla biraz sohbet edeyim istedim. 

- Nerelisiniz? 
G. Afrikalıyız. 
- Neresinden? 
Durban ve Johannesburg'tan.. 
- Nereden gelip nere gidiyorsunuz? 
Türkiye'den "Türkçe Olimpiyatlarından" dönüyoruz, Güney Afrikayı temsil ettik... 
- Güzel! İsimleriniz? 

Tam hatırlamıyorum ama gayr-i müslim isimleriydi... Tek tek söylediler.. "Aaa", dedim

- Siz daha değiştirmediniz mi isimlerinizi?
Yok, niye ki? dediler.. 
- Yani siz Müslümansınız diye düşündüm de?.. 
Yok yok biz Hıristiyanız. dediler.. 

Ben şaşırmış gibi yaparak, 

- Aaa gerçekten mi? dedim.
Bunda şaşıracak ne varki? diye cevap verdi büyükçe olan. Türkçe olarak "Elhamdülillah Hıristiyanız" dedi. Bu sefer gerçekten şaşırmıştım. 

29 Eylül 2013 Pazar

Kurbanını murdar etme! Fethullah Gülen cemaatine VERME! İslami cemaatlere VER!

nur cemaati
nur cemaati

Fethullah Gülen gizli bir Ermeni, gizli bir Hristiyan ve gizli bir Kardinaldir. Papa tarafından Türkiye'nin gizli kardinali seçilmiştir. Özellikle son yıllarda yaptığı açıklamalar ve aldığı kararlarla bunu kendi kendine ispat etmiştir. Samimi Müslüman kardeşlerimizin, samimi duygular ile ve sırf Allah rızası için yaptığı bağışların, yardımların, verdiği zekat ve kurbanların, tamamen ehli küfrün menfaatine kullanıldığı ve bütün İslam alemine devasa pusular kurulduğu meydandadır. Gülen'in dünyanın çeşitli yerlerinde açtığı okullarına Katolik misyonerler olan Cizvitler aracılık etmiş, önayak olmuşlardır. Dünyanın çeşitli devletleri Gülen'in okullarını CIA'nın paravanı oldukları iddiası ile kapatmışlardır. FBI bile resmi sitesinde Gülen cemaati ile ilişki içinde bulunduklarını itiraf etmiştir. Gülen cemaatinin ortalama olarak beş idarecisinden üçü CIA başta olmak üzere çeşitli istihbarat birimleri ile bağlı haldedir. 

Gülen'in hizmet olarak gösterdiği okullarında gariban ve yardıma muhtaç bir Müslüman evladının elinden tutulduğunu görmek imkansız gibidir. Gülen'in okulları, aldığı bunca yardım, bağış, zekat ve kurbanlara rağmen, öğrencilerinden yüksek meblağlarda ücret almaktadır. Bu yaptıklarına,  İslama ve Müslümanlara hizmet denilemez. Müslümanların inançlarının sömürüldüğü bir ticaret denilebilir. Gülen'in okulları vakıf veya dernek statüsünde değil, şahıslar üzerine kayıtlıdır ve tam bir denetim de mümkün değildir. Bu şekilde bir hizmet de yapılamaz. Verilen yardımların, bağışların, zekatların ve kurban faaliyetlerinden elde edilen gelirlerin ABD ve İsrail'e aktarıldığı KESİNDİR.

Ayrıca pek çok Türkiye'li müslümandan kurban bedeli olarak toplanan paraların karşılığında gerçekten kurban kesilip kesilmediği de meçhuldür. Bu bedellerin karşılığında şahıslara bir makbuz, bir resmi evrak da verilmemektedir. Tanışık olduğumuz ve eskiden Gülen cemaatine mensup olan pek çok kimse, iddia edildiği gibi yurt dışında pek çok ülkede bu kurbanların kesilmediğini, VATANDAŞIN DOLANDIRILDIĞINI ve MÜSLÜMANLARIN DİNİ İNANÇLARININ SÖMÜRÜLDÜĞÜNÜ söylemektedir.


Gülen'in okullarında çoktandır Hristiyanlığın ve Yahudiliğin de hak olduğu, onların da cennetlik olduğu propagandası yapılmaktadır. Gülen'in okulları tam anlamı ile CIA'nın ve Katolik Hristiyan Misyonerlerinin Müslümanlara kurduğu bir pusudur. Rusya'da bu okullardan birine giden bir Rus kadın, Müslüman olmak istediğini söylediğinde "Neden Müslüman olmak istiyorsunuz ki? Hristiyan kalarak da iyi bir insan olabilirsiniz." cevabını almıştır. Güney Afrika'da bu okullardan birinin düzenlediği bir merasimde oranın Müslüman olmak isteyen çocukları için bu cematin oradaki temsilcileri "Bu çocuklar Hristiyan kalsınlar. Hem namaz borçları da olmaz." diyebilmiştir.

Bütün bunların ispatları ve daha ayrıntılı bilgi için şu adrese bakınız: www.GercekFethullahGulen.blogspot.com

| Mehmet Fahri Sertkaya
www.AkademiDergisi.com 

***

SONUNDA İTİRAF ETTİLER: GÜLEN CEMAATİ İSLAMİ BİR CEMAAT DEĞİL!


Gülen Cemaati Dini Cemaat değilmiş!

18 Ağustos 2013 Pazar

Dinler arası diyalog olamaz. Dinler birbirlerine dönüştürülemez. | Akademi Dergisi

dinler arası diyalog, diyanet işleri başkanlığı, Fethullah gülen, gizli kardinal fethullah gülen, akademi dergisi, mehmet görmez, içimizdeki ermenistan, gizli ermeniler,


Son yıllarda bütünüyle İslam aleminde ve ülkemizde adeta kasırgaya dönüştürülen ve İslam itikadında onarılması güç yaralar açmaya başlayan DİNLER ARASI DİYALOG çalışmalarına anlamlı reddiye geldi.

Dinler arası diyalog tuzağını başlatan Said Nursi mi?

Bediüzzaman
Bediüzzaman

Dinler Arası Diyalog Tuzağını Başlatan Said Nursi mi?

"Müslüman İseviler" tabiri Said Nursi'nin uydurduğu bir kelime oyunudur.

Şu anda yaşayan tek bir İSEVİ yani İsa peygamberin dinine tabi olan kişi yok ki bir de bunlar zamanımızda veya ileri de Müslüman İseviler olsunlar?

Varsayalım ki İsevilik bozulup Hristiyanlığa dönüşmedi ve aslı duruyor olsun.. Yine bunlar Müslüman bilinemezler çünkü İsa peygamberin getirdiği hak kitap olan İNCİL in hükmü kalktı. Herkes Kuran'a ve Peygamberimize tabi olmak zorunda.. Peygamberimiz ashabına "Vallahi Musa gökten aranıza inse de siz beni bırakıp ona tabi olsanız dalalete sapmış olursunuz" buyurmuştur.

Sonra Kuran'ı ve peygamberimizi kabul etmeyen bu Hıristiyanlar ola ki hidayet bulup Kuran'a tabi olduklarında da bunlara Müslüman İseviler değil sadece Müslüman denir. İlla başka bir dinden İslam’a döndüklerine işaret edecek bir kelime kullanılacaksa Hristiyanlıktan ihtida eden (hidayet bulan) Müslümanlar denir.. Muhtedi denir.. Tarih boyunca böyle dendi, hidayet bulup İslam’la şereflenenlere…

Ama Said Nursi kelime oyunu yapıyor.. Zihin bulandırıyor... Sanki şu anda da yaşayan, Hristiyanlık aleminin yanlışlarından uzak, şirke düşmemiş, teslise inanmayan, İncil’in aslına tabi olan bir topluluk varmış manası uyandırıyor.. Zaten bağlıları arasında bu sözleri onlarca yıldır bu şekilde anlaşılıyor, bu şekilde kabul ediliyor..

"Avrupa'da bir topluluk var, bunlar İseviler. Ve Üstad onlar için ehli iman demiş.. İleride bunlarla ittifak edeceğiz" diyorlar, böyle kandırılıyorlar..

İslam'ı AB Standartlarına Uydurma Sapıklığı

İslam
İslam

Haçlıların sinsi baskıları ve dayatmaları devam ediyor. Neler istiyorlar:
BİR: İslam'ın Allah katında tek hak, makbul, geçerli din olduğu inancını bırakmamızı, üç ibrahimi din vardır, onların mensupları da necat ehlidir ve onlar da Cennete girecektir bozuk inancını benimsememizi istiyorlar.
İKİ: Peygamberimizin Sünnetinin, sahih hadislerin, zaruriyat-ı diniyenin AB standartlarına göre ayıklanmasını istiyorlar.
ÜÇ: Dinimizin, Feminizm sapık ideolojine uymayan hükümlerinin kaldırılmasını istiyorlar.
DÖRT: Camilere kiliselerdeki gibi sıralar konulmasını istiyorlardı. Diyanet ilim heyeti bunu kaldırdı, kendilerine teşekkür ediyoruz. Allah razı olsun.

Misyonerlerin İtirafı

Misyoner
Misyoner

Vatikan ve Kiliseler Birliği adına "Dinlerarası Diyalog" fikrini ortaya atan misyonerler teşkilâtının lideri Louis Massıgnon'un Misyonerler Zirvesi nde yaptığı konuşma aynen şöyledir:

"Müslümanların her şeyini tahrip ile mahvettik. Dinleri, inançları, ahlâkları, dîne bağlılıkları ve insanî duyguları mahvoldu. Onların millî-mânevî değerlerini Batı medeniyeti potasında eriterek kendimize benzettik.

Müslümanları İslamiyet'ten uzaklaştırdık. Şimdi sıra Dinler Arası Diyalog'da

nur
nur
Misyonerlerin İtirafı

Vatikan ve Kiliseler Birliği adına "Dinlerarası Diyalog" fikrini ortaya atan misyonerler teşkilâtının lideri Louis Massıgnon'un Misyonerler Zirvesi'nde yaptığı konuşma aynen şöyledir:

Dinler Arası Diyalog fitnesinin kilit isimlerinden biri; Mehmet Aydın kimdir?

diyalog
diyalog

Mehmet S. Aydın, 1943 yılında Elazığ’da doğdu. 1966 yılında Ankara İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. 1967 yılında Felsefe alanında öğrenim almak İngiltere’ye gitti. 1984 yılında profesör olarak Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesine atandı. 2002 yılında yapılan genel seçimlerde İzmir milletvekili olarak parlamentoya girdi. Eserleri; Din Felsefesi, Âlemden Allah’a, İslam Felsefesi Yazıları, Islam en Dialog, İslam’ın Evrenselliği. Mehmet Aydın, bugün Medeniyetler İttifakı denen projeyi yürütmektedir.

Mehmet Aydın, 2. Din Şurasındaki konuşmasında şunları söylemiştir: Bazı Müslüman kardeşlerimiz diyor ki: ‘Yahu bir fırsat düştü. Müslümanlığı anlatalım Hıristiyanlara. Allah belki hidayetini gösterir.’ Yani adam aslında Müslümanlaştırmak için gelmiş. İşin ucunda din değiştirmek, bilmem adam kazanmak, üye kazanmak varsa, açıkçası bu bir din mensubuna en dinsizce harekettir. Dinsizce diyorum, çünkü bunu hiçbir din kabul etmez.” Mehmet Aydın, burada Müslümanlara hakaret etmenin yanında İslam’ın en mühim emrine de hakaret etmiştir. Biz Müslümanlar, elbette iyiliği emredip kötülükten uzaklaştıracağız. Elbette, iyiliğin, güzelliğin ve selametin İslam’da olduğunu duyuracağız. Hz. Allah’ımız Lokman Sûresi 17. ayette demiyor mu: “Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir.” Sayın Mehmet Aydın, “Dinsizlik” yaftasını lafını bir Müslüman zatınıza iade etse acaba nasıl cevap verecektir? Hz. Resulullah (s.a.v.) devrinden başlayan İslam’ı tebliğ, gafilleri de irşad vazifesi 1400 yıldan bu yana samimi Müslümanların gayretleri ile devam etmektedir. Siz kim oluyorsunuz da, 1400 yıldan beri irşad ve tebliğ vazifelilerine “dinsiz” dersiniz? Siz ve sizin gibi düşünenler; keşke kâfirlere kendilerini beğendirmeye çalışacağınız yerde Allah’a beğendirmeye çalışsanız. Allah’ın emrettiği, Hz. Resulullah  (s.a.v.)’ın tüm hayatı boyunca tatbik ettiği ve ettirdiği ve bugüne kadar gelen ihlâslı Müslümanların bir vazife bir hizmet telakki ettiği tebliğ vazifesi, sizin gibilerin engellemesiyle durmayacaktır.

Bu işte bir tuhaflık yok mu? PAPA ile neden Fethullah Gülen görüşüyor?

m fethullah gulen
m fethullah gulen

Türkiye’den Papa’yla görüşmesi icab eden birisi varsa, bu sadece Diyanet İşleri Başkanı olmalıydı, niye Fethullah Hoca gitti?

Müftü değil, imam değil, vaiz değil, müezzin bile değil. Yani hiçbir resmî hüviyeti yok.

Buna rağmen kendisiyle görüşülmesi oldukça zor olan, ve değme resmî insanın 6 ayda bile kolay kolay görüşemediği Papa’yla rahatça görüşebiliyor; hayret. Bunda bir anormallik yok mu?

Hıristiyanlığı yaymanın, misyonerliğin diğer adı: Dinler Arası Diyalog

Dinler Arası Diyalog
Dinler Arası Diyalog

"Ne Hıristiyanlar, ne de Yahudiler, sen onların dinine uyuncaya kadar senden asla hoşnut olmazlar. De ki «Asıl doğru yol Allah'ın gösterdiği yoldur.» Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyacak olursan, and olsun ki Allah'tan sana ne bir dost, ne de bir yardımcı olmaz."
(Bakara 120)

Dinler Arası Diyalog Maske, Gaye Misyonerlik.


Peygamberimizin (sav) gelmesinden bu yana geçen 1421 yıl içinde Müslümanlar ile diğer din mensup­ları arasında sürekli çatışmalar yaşanmış ve bu uğurda belki de milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir. Bunun sebepleri­nin başında Hıristiyan ve Yahudilerin bağnaz tutumları ve hakka karşı düş­manlıkları gelmiştir. Bu düşmanlık tarih içinde bazen yavaşlayıp bazen hızlansa da, hiçbir dönemde bitmemiş ve bir hak batıl mücadelesi olduğundan, bundan sonra da bitmeyecektir.

İslam 1400 yıldır Diyalog Diyor!
İslamiyet, evrensel mesajını in­sanlığa ulaştırmak için bütün gü­zel yolları denemiş, irşad ve teb­liğ adına açılabilecek kapıları açmış ve insanlığa çağrıda bu­lunmuştur. Ancak ne kadar ha­zindir ki, ister Hıristiyanlar ister­se de Yahudiler tarih boyunca bu güzel çağrıya müspet cevap verme yerine, hep kuvvet kullanma­ya kalkmış ve ellerinden geldiği nispette de İslamiyet’i ve bahusus Müslümanları yeryüzünden sil­mek için çalışmışlardır.

Bu çerçevede sadece savaş­makla kalmayıp, çok geniş bir alana yayılmış çeşitli faaliyetleri ile de gayelerine ulaşmaya çalış­mışlardır. Bu dün böyle olduğu gibi bugün de böyledir ve batıl tarafında olanlar Hakk'ı yok et­mek olan gayelerinden hiçbir zaman vazgeçmemişlerdir. An­cak tarih boyunca mücadelenin şekli de­ğişmiştir ve Hıristiyanların geliştirdikleri metodların başında da "misyonerlik" gel­mektedir.

Dünyayı Hıristiyanlaştırma Hareketi

2000'li yıllara girdiğimiz şu günlerde Hı­ristiyanların misyonerlik çerçevesi için­de, bundan kırk yıl önce geliştirdikleri bir metodun yansımaları ile bir kez daha karşı karşıya kalmış bulunuyoruz. İslamiyet’i yok edemeyeceğini anlayan Hı­ristiyan misyonerler, 14 yüzyıllık tutumlarını farklı bir versiyona taşıyarak, 1962-1965  yılları arasında toplanan 2. Vatikan konsilinde aldıkları bir kararla Müslümanlara diyalog çağrısında bulun­muştur. Katolik Kilisesinin en yetkili şah­siyetlerinden iki bine yakın delege piskopasın iştirakiyle toplanan konsilin esas meselesi, 20. asrın sonlarında, dinlerinden oldukça uzaklaşmış bulunan Hıristi­yan alemini, yeniden Hıristiyanlaştırma çarelerini aramak olmuştur.

Bu çerçeve­de Papa, 6. Paul tarafından 1964'de "Gayr-ı Hıristiyanlara Mahsus Da­ire Başkanlığı" kurulmuş ve aradan geçen kırk yıla rağmen bıkmadan usanmadan hedeflerine ulaşmak için çalışmıştır.

Vatikan Türkiye'ye El Atıyor
Uzun müddet Türkiye'den kendi­leri ile diyalog kuracak birilerini bulamayan Vatikan, 1990'lı yılla­rın sonunda ülkemizde özellikle si­vil toplum kuruluşu alanında isim yapmış bulunan Fethullah Gülen cemaati ile dirsek temasına geçmiş ve o günden bu yana da "Diyalog ve Hoşgörü" adı altında çeşitli faaliyetler yapılmıştır. Bu çerçeve de Fethullah Gülen Pa­pa ile görüşmüş, Yazarlar ve Gaze­teciler Vakfı'nın organizesi ile bazı Hıristiyan ve Yahudi din adamları­nı bir araya getirerek "Hoşgörü ve Diyalog" amaçlı toplantılar düzen­lenmiş ve en sonunda da Har­ran'da Hz. İbrahim (as) adı kullanılarak "kültürlerarası diyalog" adı ile bir organize yapılmıştır.

Bunu takip eden günlerde DİB'da modaya uya­rak, "Uluslararası Avrupa Birliği Şura­sı", adı altında çeşitli Hıristiyan ülkeler ve Türkiye'den yüz elli insanı bir araya getirmiştir. Her iki toplantının yapısına kısa bir göz attığımızda, "Diyalog ve Hoşgörü" maskesi altında Hıristiyan misyonerlerinin nasıl faal bir biçimde çalıştıkları hemen göze çarpmaktadır.
Özellikle Harran'da yapılan toplantıda "İbrahimi Dinler,  Küs kardeşlerin barış­ması,  üç semavi dinin mensupları" gibi kavramların kullanılması, yapılan faali­yetlerin nerelere hizmet ettiğini ortaya koymaktadır. "Ancak Müslümanın müslümanın kardeşi" olduğu gerçeğini unu­tan, "Allah katında din İslam" iken bunu "üç semavi din"e çıkaran, "İbrahimi din­ler” tabiri ile Hıristiyanlık ve Yahudilik adıyla insanlarca oluşturulan dinleri se­mavi yapan bir toplantının herhalde İsla­m’a hizmet etmediği çok açıktır.

Maksat Kafa Karıştırmak mı?
DİB tarafından organize edilen toplantı­nın tartışma konularına baktığımızda da kimin karlı çıktığını görmek mümkün­dür. Zira yapılan tartışmaların çoğunun İslam hakkında zihinlerde şüphe bırakacak nitelikte olmaları bunun göstergesidir. Çorum İlahiyat Fakültesi Dekanı  Prof. Dr. Hasan Onat'ın "14 asırdan  beri gelen din anlayışı, tarihi birikime  dayalı din anlayışıdır", "Bizim din anlayışımız, fıkha endeksli din anlayı­şıdır. Bunun üstesinden gelmek, bunu  aşmak lâzımdır", "Hadisler beşeri ka­tegoridedir" şeklindeki beyanları ve Doç.Dr. Şahin Filiz'in, "Hadisler başımı­zı ağrıtıyor" sözü buna gösterilecek ör­neklerdendir. Dr. Andrew Mango'nun Onat ve Filiz'in zihinleri bulandıran açıklamalarını takdirle karşılaması ise, toplantının hangi maksatlarla yapıldığını ortaya koymaktadır.

DİB ile İlahiyat Dekanı
Vermiş olduğu, "Başörtüsü Allah'ın em­ridir" fetvası, sistem tarafından hiçe sayı­lan DİB, bu durum karşısında suskunlu­ğunu korurken, Türkiye'nin AB'a girme sürecinde siyasi kimliğe bürünerek anahtar rol oynamaya soyunması ve "İran'da casusluk yapan İsrail'li ajanla­rın kurtarılmasına” aracılık yapmasının zihinleri bulandırdığı açıktır. DİB, Yahu­di ve Hıristiyanlarla diyaloğa geçmeden önce Türkiye içinde, (neredeyse her biri getirdiği yorumlarla yeni bir din ortaya koyan) cemaatlerle diyalog kurup, kang­ren hale gelen dini meseleleri çözse daha iyi bir faaliyet yapmış olmaz mı?

Ayrıca kendisi İlahiyat Fakültesi Deka­nı olmasına rağmen, okuluna başörtülü öğrencileri sokturmayan birinin, diya­log adı altında Hıristiyanlarla bir araya gelmesi neyi ifade eder ki? Eğer diyalog meselesinde samimi ise, Hıristiyan ve Yahudilerle kurdukları diyaloğun bir kıs­mını da içinde bulundukları sistemi elin­de tutanlarla kurup, yıllarca süren başör­tü zulmünü ortadan kaldırmaları daha gerçekçi olmaz mı?

Kimse Kendini İslam İle Aynileştiremez
Şüphesiz dinlerin mensuplarının bir ara­ya gelmesi dünyanın barış ve huzur için­de yaşamasına büyük katkı sağlayacak­tır. Bu hususta diğer dinlerin salikleri ile diyaloğa girmede hiçbir beis yoktur. Zira dinimizin bir emri olan İslamiyet’i tebliğ etmek için karşı tarafla diyaloğa geçme­miz bizim için adeta "olmazsa olmaz" bir şarttır. Ancak bu diyalogdan maksat, asla tebliğ gayesini aşmaması gerektiğini de yine bize telkin eden dinimizdir.

Ancak ille de barış ve huzur içinde ya­şayacağız diye inançlarımızdan taviz vermenin, dinimizin orijinalliklerinden vazgeçmemiz gerektiği hezeyanını da hiç kimse söyleyemez. Herkes kendi adına istediği ile diyalog yapmaya ve onların yaptıkları ne olursa olsun hoş görmeye hakkı vardır. Ancak bunu İsla­miyet adına yaptıklarında, İslam'ın müntesibi olanların söyleyecek sözü ol­duğunu asla unutmamaları gerekir. Za­ten "Hoşgörü ve Diyalog" adı altında ga­yesi ne olduğu belli olan toplantıların bi­zi ilgilendiren yönü de burasıdır. Hiç kimse kendini İslam ile aynileştirerek, başkaları ile ilişkiye veya günümüz mo­da tabiriyle "diyalog"a giremez. Çünkü böyle bir yetki hiç kimseye verilmemiş­tir.

Hoşgörüde Ölçü Kur'an ve Sünnet
Kur'an bir gerçeğin altını çizerken, "Ne Hıristiyanlar, ne de Yahudiler, sen onla­rın dinine uyuncaya kadar senden asla hoşnut olmazlar. De ki «Asıl doğru yol Allah'ın gösterdiği yoldur» Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyacak olursan and olsun ki Allah'tan sa­na ne bir dost, ne de bir yardımcı ol­maz." (Bakara 120) buyurmuş ve bizden girilecek diyaloglar da uyanık olmamızı istemiştir. Zira insanların aldanmaları tehlikesi her zaman vardır ve bu değiş­mez bir yasadır. Hıristiyan ve Yahudi ka­rakterini tahlil eden bu ayeti unutan saf Müslümanların bu tehlikeli duruma düşmeleri her zaman mümkündür.

Peygamberimiz de (sav) aynı tehlikeye dikkat çekerken şöyle buyurmuşlardır: "Sizden öncekilerin yolunu adım adım, karış karış izleyeceksiniz. Eğer onlar sü­rüngen deliğine girse, siz de gireceksi­niz. ‘Ey Allah'ın Rasulü, Yahudilerin ve Hıristiyanların yoluna mı?’ diye sorduk. Başka kim olacak, dedi." (Buhari, Müslim, İbn Mace)

Bugün ülkemizde yapılan fa­aliyetlerde de zikredilen tehlike mevcuttur ve "Diyalog-Hoşgörü" gibi kavramlar maskesi al­tında yapılan misyonerlik faali­yetlerinden zarar eden maale­sef hep müslümanlar olmakta­dır. Zira ayetin bildirdiği üzere ne Hıristiyanlar ne de Yahudiler onların dinine uyuncaya kadar bizlerden hoşlanmayacaklardır. Yahudi ve Hıristiyanların ken­dileri ile diyalog kuranlara "dost" görünmesi de misyoner­liklerinin bir gereği olan tam bir takiyyedir. Zira misyonerle­rin tarih boyunca yaptıkları fa­aliyetlere baktığımızda nasıl al­datıcı bir kılığa girdikleri açıktır. Bugün yapılan diyalog toplantılarında da Hıristiyan ve Yahudiler aynı aldatıcılık ile davranmakta ve hatta nere­deyse dinlerini inkar edecek seviyeye bile çıkmaktadırlar. Harran'da yapılan toplantıda zikredilen sözlere baktığı­mızda bunun tipik bir yansımasını gör­mekteyiz. Vatikan temsilcisinin konuş­masına "besmele" ile başlamasını bu­na bir misal olarak gösterebiliriz.


Hoşgörü Vardır Ama!..
Müslüman elbette hoşgörü sahibidir. Çünkü Peygamberi­miz (sav) bir hoşgörü abidesi idi. Taif'te kendisini taşlayan kafirlere bile beddua etmemişti. Mek­ke'nin etrafında ku­rulan panayırda, İs­lam'ı tebliğ için bir çadırdan defalarca kovulmasına rağ­men yine gitme ce­saretini ve tebliğciliğini göstermiştir. Za­ten İslam'da esas olan korkmadan müjdeleyerek tebliğ yapmaktır.

Medine sözleşmesi de Müslümanlarla gayr-i müslimlerin hukuki birlikteliğine en güzel örnektir ve bir arada yaşama re­alitesinin en güzel is­patıdır. Biz müslü­manlarla gayri müs­limlerin konuşma,
yaşama ve sosyal münasebetlerine iti­raz etmiyoruz. Ancak İslam'da hoşgö­rünün ölçüsü, Allah'ın hoşgördüklerini hoşgörmek, hoş görmediklerini de hoş görmemektir. Bu hususta hâşâ Allah'tan(cc) daha merhametli görünmek bir sapkınlıktır.
Diyalogun Maksadı Tebliğdir
Peygamberimizin diğer dinlere mensup olanlarla ilişkileri tamamen tebliğe dayaIıdır. Tebliğ çizgisinin karar­lılığı ve zorunluluğu asla ta­viz verilmeyen temel bir di­rek olarak kalmıştır. Bu ga­ye ile bazı kral ve hüküm­darlara gönderilen elçiler İslam'ın evrensel mesajını, eğip bükmeden, korkma­dan, ürkmeden, herhangi bir dünyevi menfaat düşün­meden, başları dik olarak ve tavizsiz iletmiştir. Zaten buna İslamiyette genel ola­rak "Emr-i bil maruf nehyi anil münker" denmiştir.

Bu sadece Peygamberlerin de­ğil aynı zamanda bütün Müslümanların da bir göre­vidir. Peygamberimiz (sav) ya­şadığı devirde Müslüman­ları, Yahudi ve Hıristiyanlara benze­mekten kurtarmak için bir "Müslüman kimliği" oluşturmaya gayret etmiş ve Müslümanları bu iki cepheden gelebi­lecek  tehlikelere karşı daima uyarmış­tır. Bu konuda Efendimizin hayatına baktığımızda, aldığı ilk tedbir Müslü­manların onlarla düşüp kalkmasının, dostluk kurmasının önüne geçmekti. Bu hususta aldığı tedbirlerin başında da ehl-i kitaba ben­zememek (teşebbüh) konusundaki tavrı olmuştur. En ince ayrıntılara ka­dar varan bu tedbir­ler sayesinde Müs­lümanlar ehl-i kitap kanalıyla gelen teh­likelerden uzun müddet uzak kal­mış, ne zamanki prensipler uygula­ma sahası bulama­yınca da bozulma­lar birbiri ardını ta­kip etmiştir. Cenab-ı Hak da indirdiği ayetlerle Peygam­berimizin Müslü­man şahsiyet oluş­turma teşebbüsleri­ni desteksiz bırak­madı: "Ey inanan­lar! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudur­lar. Sizden kim on­ları dost tutarsa, o onlardandır. Şüphe­siz Allah zalim top­luma hidayet et­mez."



Cuma Dergisi
12-18 Mayıs 2000
Sayı:498

Kitapsızlarla diyalog mu olur? Daha bunların bir kitapları dahi yok!

fethullah gulen
fethullah gulen

Ali Eren (Yazar):
Zehirle Bal Aynı Tabakta Tutulmaz

"Hoşgörü-uzlaşma-diyalog" adı altında gerekleştirilen faaliyetlerin z dahil hiçbiri bize ait hareketler değildir. Eğer İnsanlara "hilm" sıfatıyla yaklaşıp dini teb­liğ etmek şeklinde yorumluyorlarsa, bu zaten sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) tarafından bu yana en g­zel misalleriyle gerekleştirilmektedir. Bu şuna benziyor; her gün okuluna giden bir çocuğ"Hadi bu sabah da kalk okula git!" demektir. çocuk bu işi zaten yapıyor. Eğer siz bu eylemi buna rağmen devam ettiriyorsanız; ya dininizden bihabersiniz veya birilerinin dmen suyunda hareket ediyorsunuz?..

İnsanları bizzat Allah Tel (cc) tarafından korunan hak din İsl­miyet'e davet etmeniz gerekirken; Diya­net İşleri Başkanlığı tarafından The Marmara'da düzenlenen "Uluslararası Dinler Şrası"nda tam tersi bir tavır takınılmış, : bugün hurafe makamında olan Musevilik ve Hıristiyanlık Hakk bir dinmiş gibi ken­dilerini takdim etmişlerdir.

CIA'e ve Misyoner MOON'a çalışan Fethullah Gülen'i Siyasi Anlamda Recep Tayyip Erdoğan Koruyor

f gülen
f gülen

Yazdığı kitaplarının intihal/çalma olduğu meydana çıkan...
Hıristiyan Misyoner teşkilatı olan MOON ve CIA ile bağları ispat edilen...
Dünya çapında etkili Yahudi Örgütü ADL ile bağları ispat edilen...
Dinler arası diyalog diyerek milletimizin dinini çalmaya çalışan...
ABD'de oturduğu villa bile misyoner örgütüne ait olan...
Kendisine bu villayı soran gazetecinin yanından kızıp da kaçan...
Dünyanın çeşitli ülkelerine gönderdiği sözde hocalarını MOON'un yetiştirdiği ve çeşitli ülkelerin bu kişileri CIA ajanı olmakla suçlayıp tutukladığı...
İsminin başına koyduğu M. harfinin ne anlama geldiği tartışılan, bunu Mesih/Kurtarıcı peygamber anlamında kullandığı iddia edilen...
"Vatikan'da ölmeyi düşledim." diyen,
FOXMAN gibi "Filistinli çocukların kanlarını içmek istiyorum" diye açıkca söyleyen bir Yahudi ile senli benli, gayet samimi ve sevgi dolu fotoları medyaya sızan ve adına FETHULLAH GÜLEN denilen bu HAİNİ...


CIA'nın dünya çapında kullandığı paravanı: Fethullah Gülen

fgülen
fgülen

RUSYADAN DARBE..

Rusya'dan Fethullah Gülen'e ağır darbe! Rusya Yüksek Mahkemesi, Fethullah Gülen tarikatının bütün faliyetlerini yasakladı. Yüksek Mahkeme, Gülen okullarının kapatılmasına karar verdi. Rusya'nın önde gelen kuruluşlarından Yakın Doğu Enstitüsü de Gülen örgütünün CIA'nın paravanı olduğunu belirtti.

Rusya'da, Fethullah Gülen cemaatine bağlı grupların faaliyetleriyle ilgili davadan yasaklama kararı çıktı.

Rusya Yüksek Mahkemesi, başsavcılığın talebi doğrultusunda Gülen cemaatini, "aşırı örgüt" kapsamında değerlendirdi ve faaliyette bulunmasını yasakladı.

Mahkemede "Uluslararası dini örgütlenme" olarak bahsedilen Gülen hareketinin, geçen yıl kitapları yasaklanan Saidi Nursi'nin fikirlerini savunduğu ifade edildi.

Diyalogcular sayesinde Vatikan artık rahat uyuyor. Buna izin verme..

Diyalog
Diyalog
Tarih boyunca hep öyle olmuş; hakim kültür, hakim güç, diğerlerini kendi potasında eritmeye çalışmıştır. Bu tehlikeyi gören, bilen, tedbirini alan kendini koruyabilmiş, en azından bozulmaktan, yok olmaktan kurtulmuştur.

Bugün de yapılan budur. Batı,kültürünü bütün dünyaya enjekte etmekte, kendi örf ve adetini, yaşayışını, dinini hakim kılmaya çalışmaktadır. Batı görünüşte, biz laikiz, Hıristiyan dininin etkisi altında değiliz dese de, her insan kendi dinin yayılmasını, dindaşlarının çoğalmasını ister, bu insanın tabiatında vardır.

Son zamanlarda iyice ortaya çıkmaya, açıkca ifade edilmeye başlandı. Batı, teknolojisi ile beraber mensubu olduğu Hıristiyan dinini el altından empoze etmektedir. Misyoner teşkilatının yoğun faaliyetleri, Hıristiyan Moon tarikatının ”Dinlerarası diyalog” adı altında, lüks otellerde toplantılar düzenlemesi ve kendilerine üye olan veya yakınlık duyan entelleri, aydın din adamlarını (!)yurt dışında lüks ortamlarda ağırlamaları, potada eritme çalışmalarının bir parçasıdır.

Bu faaliyetler, Osmanlının zayıfladığı son dönemlerde başlamıştı. İngilizlerin rehberliğinde başlayan bu çalışmaların geçmişte olduğu gibi hezimete uğramaması için çok ince planlar yapıldı. İslamiyete orijinal haliyle kaldığı müddetçe zarar veremeyeceklerini iyi anladıkları için onu içeriden çökertmeye karar verdiler.

(Video) Hristiyanların Truva Atı ; Fethullah Gülen - 3 -




Din sömürüsü yapmak, karı satmaktan daha alçakça bir harekettir

din sömürüsü fethullah gülen CIA
din sömürüsü fethullah gülen CIA

"İSTER Ehl-i bid’at, isterse Ehl-i Sünnet mensubu olsun, din sömürüsü ve mukaddesat bezirganlığı yapmak, Allahın ayetlerini ucuza veya pahalıya satmak, karı satmaktan daha alçakça ve daha çirkin bir günahtır.
Din sömürüsü, mukaddesat bezirganlığı nedir?
Cami imamlığı yapıyor, buna karşılık laik devletten maaş alıyor, bu bir sömürü müdür?.. Hâşâ!.. Müteehhirîn uleması imamlık, vaizlik, müftülük, kadılık, müezzinlik, müderrislik yapan kimselerin, geçimlerini sağlamak için ücret ve maaş alınmasına, ihlasla hizmet etmeleri şartıyla fetva ve ruhsat vermiştir. Vazifelerini ve hizmetlerini hakkıyla yapmaları şartıyla elbette ücret alabilirler. Vazifelerini hakkıyla yapmasalar bile aldıkları maaş din sömürüsü, binaenaleyh karı satmaktan daha alçakça bir iş olmaz.
Adam aktör, kendisini dindar gösteriyor ve hizmet perdesi ardında zengin oluyor. Bunun durumu elbette normal ve tabiî değildir.
Adam, Müslümanları kalkındıracağım diye ortaya çıkıyor, saf dindarlardan para-sermaye topluyor yeşil holding kuruyor ve sonra holding acayip, esrarengiz, garip, şüpheli şekilde batıyor. Hisse alanlar birer bardak soğuk su içiyor, bizimkinin kara ve kirli gizli hesapları var…
Para toplamış, holding kurmuş ama kendi suçu olmadan iflas etmiş. Bu kişi karı satan gibi değildir.
Evet tekrar ediyorum: İster Ehl-i bid’atten, isterse Ehl-i Sünnetten olsun, din istismarı, din istihdamı, din sömürüsü yaparak zengin olanlar karı satanlardan daha alçaktır.
Faydalı kitaplar telif ve tanzim etmiş veya tercüme yapmış. Bundan bir miktar telif-tercüme ücreti almış… Bu da din sömürüsü değildir. Şayet iyi niyetle, ihlasla yapmışsa ecir alabilir. Lakin ehliyeti yok, liyakati yok, biraz Arapça bilerek, yarım yamalak din kültürüne sahip olarak, yalan yanlış, paldır küldür, içlerinde vahim hatâlar yer alan sözde din kitapları hazırlıyor, yayınlıyor ve bundan epey para vurup zengin oluyor… Buna ne demeli?
Bütün İslamcılar şu anlatacağım gibi değil ama şu ariviste bakınız: Hizmet hayatına fakir, malsız mülksüz başlamış, kısa zamanda alavere dalavere köşeyi dönmüş, Karun gibi zengin olmuş. Helal ticaret, sanayi işleri, hizmetler yapmamış… Bu adam bir sömürücü müdür, değil midir?
Nereye otoyol, köprü, yeni şehir yapılacağını önceden gayr-i meşru şekilde öğrenmiş, ortada fol yumarta yokken çok ucuza büyük miktarda arazi satın almış ve bilahare bunları yüz katına değerlendirmiş. Bu kişiye siz ne diyorsunuz?
Bir kâfir, bir münafık, bir mürted, bir ahlaksız ihalelere fesat karıştırabilir, rüşvet alabilir ama Allahtan korkan, dini bütün, samimî ve ihlaslı, doğru ve dürüst bir Müslüman böyle şeyler yapabilir mi?
Kur’anda “Allah ribayı haram kılmış, ticareti helal kılmıştır” buyruluyor. Türkiye Darülharb de olsa, Müslümanlar kendi aralarında riba muameleleri yapabilir mi?

Türkmenistan da Fetullah Gülen Cemaati’nin okullarını kapattı

gülen okulları
gülen okulları

Okulların, Gülen Cemaati’nin bu ülkenin idari ve kültürel yapısına sızmaya çalıştığı, ABD için casus toplamaya çalıştığı gerekçesiyle kapatıldığı iddia edildi.

Haberi, Fars Haber Ajansı (FHA) duyurdu. Ajansın haberine göre; Türkmenistan yönetimi Nur Cemaati’nin Türkmenistan’da dini – siyasi nüfuzundan duyduğu kaygı yüzünden 1990 yılından beri bu ülkede faaliyet yürüten tüm Türk okullarının faaliyetini askıya aldı. Türk okullarından sadece Başkent Aşkabat’taki Mustafa Kemal Atatürk Okulu’nun, öğrencileri eğitimlerini tamamlayınca dek faaliyetini sürdürmesine izin verildi.

FHA’nın haberinde, söz konusu Türk okullarının eğitim çalışmalarının yanı sıra hedef ülkelerde Türk milliyetçiliğinin propagandasını yaptığı ve okullardan mezun olan öğrencileri hedef ülkelerde anahtar mevkilere atamak için rüşvet bile verdiği ifade edildi.

Haberde ayrıca şu değerlendirme ve iddialara da yer verildi:

Fethullah Gülen'e hakaret ettiği iddiası ile tazminat cezası verilen Kadir Mısıroğlu'ndan Zaman Gazetesine bir tavzih

fethullah gülen dinle
fethullah gülen dinle



Fethullah Gülen'e hakaret ettiği iddiası ile tazminat cezası verilen Kadir Mısıoğlu'ndan Zaman Gazetesine ve Fethullah Gülen'in avukatına bir tavzih

Tavzih nedir? Bir hükmün müphem olması veya birbirine aykırı fıkraları içermesi halinde hükümdeki gerçek anlamın meydana çıkarılması amacıyla başvurulan yola, hükmün tavzihi denir. Bir kanun yolu değildir. Tavzih yolu ile hüküm değiştirilemez. Yalnız tavzih edilir yani açıklanır.



****


21 Temmuz 2013 tarihli Zaman Gazetesi’nin ikinci sahifesinde “KADİR MISIROĞLU’NA HOCEFENDİ’YE HAKARETTEN CEZA” başlığı altında bir haber yayınlanmıştır. Bu haber aynen şöyledir:

“Yazar Kadir Mısıroğlu’nun yazdığı bir kitapta Fethullah Gülen Hocaefendi’ye hakaret ettiği gerekçesiyle yargılandığı davanın duruşması İstanbul Anadolu 12. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapıldı.

Mısıroğlu’nun basın yoluyla hakaret suçunu işlediğinin sâbit olduğuna hükmeden mahkeme, 4 bin lira para cezası verdi. Yaklaşık 600 sayfalık kitabın yarısında Hocaefendi ile ilgili çok sayıda asılsız ve hakaret niteliğinde beyanlara yer veren Mısıroğlu, duruşmada, «Suçsuzum. Beraatimi talep ediyorum.» dedi. Hocaefendi’nin avukatı Orhan Erdemli ise «Müvekkilim, uzun yıllar Diyanet İşleri Başkanlığı’nda vâiz, imam-hatip, Kur’an kursu öğretmenliği gibi dini hizmetlerde bulunmuş bir din âlimidir. Dinî ve ilmî kimliği nedeniyle, kendisine saygı duyulan ve sevilen mümtaz bir şahsiyettir.» şeklinde beyanda bulundu.”

Bu haberdeki yanlışları umûmî efkâr önünde kısaca tavzih etmek istiyoruz:

1- Fethullah Gülen’in avukatı Orhan Erdemli’nin talebi üzerine açılmış olan zikri geçen cezâ dâvâsı, hakkımızda iki talep ihtivâ etmekteydi. Bunlardan biri İFTİRÂ, diğeri ise HAKARET’te bulunmuş olduğumuz tarzındaydı. Hâlbuki haberde kasden setredilen bir husûs şudur ki, adı geçen mahkeme iftirâ şuçu isnâdından dolayı BERAAT kararı vermiştir. Namuslu bir haberci böyle bir haberde hiç şüphesiz bunu da ifâde etmek mecbûriyetindeydi. Lâkin öyle yapılmayarak sâdece hakaretten verilmiş olan adlî para cezâsı zikredilmiştir.

2- Haberde “Yaklaşık 600 sayfalık kitabın yarısında Hocaefendi ile ilgili çok sayıda asılsız ve hakaret niteliğinde beyanlara yer veren Mısıroğlu…” denilerek sanki mahkeme kararı iddiâlarımızın asılsızlığını tescil etmiş gibi bir ifâde kullanmıştır ki, bu da hiç şüphesiz umûmî efkârı yanıltmaya mahsus hilâf-ı hakikat bir beyandır. Hakaret cürmü aşağılatıcı bir kelime kullanmaktan doğan bir suç olduğu cihetle, bu hüküm esasa râci olmayıp sâdece kullanılan bazı kelimelerin aşağılatıcı kabul edildiğini ifâde etmekten ibârettir. Kaldı ki, mevzubahis dâvâda kaynak gösterilerek ileri sürülen iddiâların doğruluğu ve yanlışlığı nokta-i nazarından bir münâkaşa cereyan etmemiştir.

Yeni yayınlardan e-posta ile haberdar ol!

Öne çıkanlar