21 Ocak 2014 Salı

Alev Alatlı: Vatikan'da iki Müslüman(!) rahibe ve bir Müslüman(!) Kardinal.

Alev Alatlı: Vatikan'da iki Müslüman(!) rahibe dinler arası diyalog, alev alatlı, cemal uşşak, vatikan, gizli kardinal, müslüman kardinal, müslüman iseviler, müslüman rahibe, Fethullah gülen, gülen cemaati, misyonerlik, neo-con,
Alev Alatlı: Vatikan'da iki Müslüman(!) rahibe


Cemaat-Vatikan ilişkileri hakkında konuşan Alatlı çarpıcı açıklamalarda bulundu.


Alev Alatlı'nın Cemaat'le ilgili yaptığı açıklamalar büyük ilgi gördü. Yeni Şafak'ta yayımlanan röportajın ikinci gününde en çok dikkat çeken başlık 'Müslüman Rahibeler' oldu.
Alatlı "cemaatin rahle-i tedrisinden geçmiş" olan ve Vatikan'da yer alan  iki kişiden. Neo-Con'lara değinerek,  "Cemaatin, Vatikan ilişkilerinin İslamı yeni dünya düzeni kervanına katmak girişimi olabileceğini düşünmedim değil." şeklinde konuştu.
İşte o açıklamaları:

MÜSLÜMAN RAHİBELER

Özeleştiri olarak kabul edin, samimiyetle söylüyorum. Oysa, benim cemaatin Vatikan ilişkilerinden hazzetmemişliğim de vardı. Şimdi düşündüğümde, Catholic Journal diye bir sitede Cemal Uşşak'ın bir tür Müslüman kardinal gibi lanse edildiğini okuduğumda da kanım donduydu.
Aynı yerde, cemaatin rahle-i tedrisinden geçmiş oldukları anlaşılan iki kızcağızın 'Müslüman rahibeler' diye anılmaları keza. Bu haberler bende yeni dünya düzeni ortak dinine duhul edildiği kuşkusunu uyandırdıydı. Ha şimdi bana sen bir laik muhafazakarsın, sana ne oluyor diyebilirsiniz. Haksız da sayılmazsınız ama tümüyle dünyevi pencereden baktığımda yeni dünya düzeninin, neo-con'ların ayak seslerini duyduğumda, ne yaptıklarının farkındalar mı bunlar diye düşündüğümü hatırlıyorum. Kaldı ki, İslam'ın tek tanrılı dinlerin en mütekâmili olduğunu bilen ve buna inanan biriyim, 'bizim peygamberimizi çöl bedevisi gibi görüyorlar, bu algıyı değiştirmeye çabalıyoruz' mealindeki açıklamalar bana naif gelir.

NEO-CON İLİŞKİSİ

Neo-conlar, Yeni Ahit'le Eski Ahit'i evlendirmek suretiyle Yahudi-Hıristiyan ittifakını sağlamaya çalışan adamlardır. Hıristiyan Amerikanın anti-semitist tavrını dönüştürmeye ve İsrail'in sahiplenilmesini kolaylaştırmaya çalışanlar. Şimdi yeri değil ama bir gün anlatırım, Gorbaçov'un da rol aldığı büyük bir projedir. Zaman içinde üstüne bir parça da pagan tozu döküldü, panteizme yol açıldı falan. İslam dünyası bu projeye resmen dahil edilmemişti, tersine, komünizmden sonraki hasım olarak yerini almıştı ki, Batı ekonomisinin bel kemiklerinden biri olan silah endüstrisi varlık nedenini idame ettirebilsin. Cemaatin, Vatikan ilişkilerinin İslamı yeni dünya düzeni kervanına katmak girişimi olabileceğini düşünmedim değil.
Alev Alatlı: Vatikan'da iki Müslüman(!) rahibe betül avcı
Müslüman Rahibe olarak anılan Betül Avcı Vatikan'da
Müslüman Rahibe olarak anılan Betül Avcı Vatikan'da yaşadıklarını anlattı. Avcı, dinlerarası diyalogun ne demek olduğunu nasıl yapılması gerektiğine açıklık getirdi. Avcı "Müslüman olduğumu öğrenince "Suora Musulmana" (Müslüman Rahibe) payesini verdiler. Rahibelerle daha sonra bir espri konusu oldu." dedi.
İşte o röportajdan satır başları...


- Eğitim bursunun yanı sıra size ne tür kolaylıklar sağlandı?
İlk gideceğim zaman, daha sonra üç buçuk yıl boyunca kaldığım yurt önerildi: The Lay Centre at Foyer Unitas. Burası, Roma'daki Papalık okullarında lisansüstü eğitim görmek için gelen dindar Katolik genç kadın ve erkeklerin kaldığı bir yurt. Gana, Ruanda, Amerika, Avusturya, Slovenya, Makedonya, Polonya'dan arkadaşlar vardı. Müdiresi Donna Orsuto, Gregoriana'da öğretim üyesi bir profesör.
Donna'nın bana gösterdiği yakın ilgiyi, sağladığı kolaylıkları yeterince anlatamam. Örneğin, ben ve arkadaşım Lejla için düzenlediği Kurban Bayramı yemeği, Assisi gezimizde benim rahat namaz kılmam için ayarladığı lüks otelin salonu Vatikan Dinlerarası Diyalog Kurumu eski başkanı Monsenyör Michael Fitzgerald'a doktoraya başvurmak istediğimi söylediğimde birkaç kuruma adıma burs başvurusu yapmıştı. Bu süre içinde üniversite'deki danışmanım, ayni zamanda Cizvit bir rahip olan Prof. Daniel Madigan sadece akademik alanda değil, maddi ve manevi anlamda beni kollayan bir dost oldu.
"Müslüman rahibe"
- Rahibe ve rahiplerin Müslüman bir öğrenciye bakışları nasıl oldu?
Çok saygılı ve sevecen davrandılar.
Beni Hıristiyan zanneden rahipler ve rahibeler çok oldu. Çünkü Kamboçya'dan ve Hindistan'dan gelen çok rahibe vardı. Ama bir Müslüman'ın gelip burada eğitim almak istediğini herhalde kimse düşünemedi. Onlar ilk başta beni kendi ülkesinin geleneklerine göre giyinen bir rahibe sandılar.
Müslüman olduğumu öğrenince "Suora Musulmana" (Müslüman Rahibe) payesini verdiler. Rahibelerle daha sonra bir espri konusu oldu.

- Yabancılık hissettiniz mi?


En çok yabancılık hissettiğim kişiler oraya gelen ya da orada olan Türk bürokratlardı. Örneğin, Ankara'dan bir üniversitenin rektörü Gregoriana'da bir toplantıya davet edilmişti. Adamın benim Türkiye'den gelen bir öğrenci olduğumu öğrendiğinde sorduğu iki veciz soru: "Nerelisin?" "Baban ne iş yapıyor?" Yine bir toplantıda Vatikan Elçilik görevlisi bir Türk beni ve diğer başörtülü iki arkadaşımı görünce "Aa, siz Müslüman mısınız, ben sizi kıyafetinizden dolayı Süryani falan sanmıştım" demişti. Oradaki insanların bizlere alıştığını bizleri sevdiğini gördük ama bizimkilerin garipliklerine şahit olduk.

- Dinlerarası diyalog nasıl olmalı?


Herkes kendi inancında samimi ve bilinçli olduğu takdirde dinlerarası diyalogdan bir zarar gelmez. Farklı din mensuplarının birbirlerini ilmi ve tecrübi yönden tanıması şeklinde olmalı. Yurtta iki yıl beraber kaldığım, teoloji konusunda tartıştığımız, hüzünlerimizi, sevinçlerimizi paylaştığımız, birbirimizi ibadet ederken gözlemlediğimiz, şu an öğretim elemanı olan bir arkadaş şöyle bir itirafta bulunmuştu: "Betül, seni tanımasaydım Müslümanlar'ın manevi hiçbir özellikleri olmadığını düşünmeye ne yazık ki devam edecektim!" Teolojik plüralizm üzerine kurulu, inançlar arasındaki benzer yönleri öne çıkarıp farklılıkları ikinci plana iten toplu-ibadet tarzı girişimleri tasvip etmiyorum.

- Gördüğünüz eğitimin inancınız üzerinde etkisi oldu mu?


Örneğin konuşurken "Allah" ifadesi yerine "Tanrı" kelimesini kullanıyor olmanız etkilendiğinizin bir belirtisi mi? Şunu rahatlıkla ifade edebilirim: Ben bilinçli ve idealist bir anne ve baba tarafından eğitildim. İtikat anlamında bilinçli olduğumu düşünüyorum. Onların inanışları beni etkilemedi. Tam aksine inancım daha sağlam ve kuvvetli oldu. Tanrı ifadesini kullanmaya gelince; dua ederken Allah'ım derim, Tanrı'm demem. Sohbet sırasında "Tanrı" ifadesini kullanmam akademik ve objektif olmak kaygımdan kaynaklanıyor. Çünkü Hıristiyan inancına göre Allah'ın birliği farklıdır. Onlar "Tanrı" dediklerinde bizim dediğimiz "Allah'ı" anlamıyorlar ve algılamıyorlar. Tanrıyı jenerik bir terim olarak kullanıyorum.

- Kesintisiz 24 yıllık eğitiminiz var. Vatikan'daki eğitim size ne kazandırdı?


Gidiş amacım öğrenmekti. Sorularım vardı. Bu sorularıma daha fazla bilgi ve bilimle cevap bulacağıma inanıyorum. Sorularıma orada cevap bulacağım düşüncesiyle gittim. Sorularımın cevaplarını buldum. Kafamda yeni sorular oluştu. Değiştim, büyüdüm, olgunlaştım. Artık Türkiye ve dünyaya daha faklı bir gözle bakıyorum. Bulunduğum ortam, Katolik dünyanın kalbi olarak sadece eğitim değil, bir dünya minyatürü olarak çok zengin bir kültürel ortam sağladı. Örneğin, sınıfta yan yana oturduğunuz Vietnamlı bir rahiple ya da Hintli bir rahibeyle çok samimi dostluklar kurabildim. Lübnan'da, Kore'de, adını bile duymadığınız yerlerdeki insanlar neler yaşıyor, neler hissediyor, bunları öğrenebiliyorsunuz. Ama bence en önemlisi, akidesini (örneğin Hıristiyanlık'taki Teslis ve Tanrı anlayışı) bir Müslüman olarak paylaşmadığınız bir insanla çok derin manevi tecrübeler yaşayabiliyorsunuz. Aynı yurtta kaldığımız bir arkadaş Roma'da bir manastır hayatına katılmaya karar verdi. Burası ilhamını St. Augustinius'tan alan, ibadet ve tefekkür yönleri ön planda olan, mensuplarının sürekli manastır içinde yaşadığı bir yer. Yani benim savunduğum "halvet der encümen" anlayışına tamamen zıt bir tarz. Arkadaş manastıra katılma törenine beni de çağırmıştı. Tören esnasında, başrahibe arkadaşı kendi aralarına davet edip boynuna haçlı kolyeyi geçirdiğinde gözyaşlarımı tutamamıştım. Genç bir hanımın hayatının tümünü Tanrı'ya ibadete adama iştiyakı beni çok etkilemişti. Bir başka örnek: Gregoriana'da yemek yenen, ders çalışılıp sohbet edilen bir öğrenci salonu vardı. Okulda, namazlarımı burada kılardım. Bir gün namazımı tam bitirdiğimde arkamdan bir ses Arapça "Allah kabul etsin" dedi. Ben de alışkın olduğum şekilde Arapça "Hepimizinkini" diyerek karşılık verdim. Arkamı döndüğümde Arap bir rahip gülümseyerek bana bakıyordu.

Yeni yayınlardan e-posta ile haberdar ol!

Öne çıkanlar